“Hazan mevsimi, doğanın da ölüm mevsimidir” derler… “Elveda zamanı, hüzün mevsimi, ayrılık mevsimidir” derler. Oysa ben mevsimler içerisinde en çok sonbaharı severdim bir zamanlar. Uçurum kenarlarında açan sarı sarı çiçekleri bir de, çiçekler arasında. Düşme tehlikesiyle de olsa uzanıp kokusunu içime çekerdim yudum yudum, nefes nefes... Hayatın bütün derinliğini, dinginliğini, gizini orada ve onlarda bulurdum...

BaRBie'NiN DüNYaSıNa HoŞGeLDiNiZ

11/7/2005 - SİZ BU KADAR SEVEBİLİRMİSİNİZ?

 

SİZ BU KADAR SEVEBİLİRMİSİNİZ

 


Bir otobüs durağında karşılaşmışlardı ilk kez.... Biri tıpta okuyordu, öbürü mimarlıkta. O ilk karşılaşmadan sonra, bir kere, bir kere, bir kere daha karşılaşabilmek için, hep aynı saatte, aynı duraktan, aynı otobüse bindiler. Gençtiler, çok genç... Birbirileriyle konuşacak cesareti bulmaları biraz zaman aldı ama sonunda başrdılar. İkisi de her sabah otobüse bindikleri semtte oturmuyorlardı aslında. Delikanlı arkadaşında kaldığı için o duraktan binmişti otobüse, kız ise ablasında.... Sırf birbirilerini görebilmek için, her sabah erkenden evlerinden çıkıp, şehrin öbür ucundaki o durağa, onların durağına geldiklerini, gülerek itiraf ettiler bir süre sonra...
Okullarını bitirince hemen evlendiler. Mutluydular hem de çok mutlu... Bazen işsiz, bazen parasız kaldılar ama öylesine sıkı kenetlenmişti ki yürekleri ve elleri hiçbir şeyi umursamadılar. Ayın sonunu zor getirdikleri günlerde de ünlü bir doktor ve ünlü bir mimar olduklarında da hep mutluydular. Zaman aşımına uğrayan, alışkanlıklara yenik düşen, banka hesabında para kalmadığı için ya da tam tersine o hesabı daha da kabarık hale getirmek uğuruna bitip-tükeniveren sevgilerden değildi onlarınki... Günler günleri, yıllar yılları kovaladıkça sevgileri de büyüdü, büyüdü... Tek eksikleri çocuklarının olmamasıydı. Zorlu bir tedavi sürecine rağman çocuk sahibi olmayınca, “bütün mutlulukların bizim olmasını beklemek, bencillik olur” diyerek devam ettiler hayatlarına. Çocuk yerine, sevgilerini büyüttüler... “Senin için ölürüm” derdi kadın, sımsıkı sarılıp adama ve adma “Hayır, ben senin için ölürüm” diye yanıt verirdi hep...
Bazen eve geldiğinde, aynanın üzerinde bir not görürdü kadın, “Bir tanem, kütüphanenin ikinci rafına bak....” Kütüphanenin ikinci rafında başka bir not olurdu, “Mutfaktaki masanın üzerine bak ve seni çok sevdiğimi sakın unutma” Mutfaktaki masadan, salondaki dolaba sevgi dolu notları okuya okuya koşturan kadın, sonunda kimi zaman bir demet çiçek, kimi zaman en sevdiği çikolatalar, kimi zaman da pahalı armağanlarla karşılaşırdı... Aldığı hediyenin ne olduğu önemli değildi zaten....
Hayat ne kadar hızlı akarsa aksın, işleri ne kadar yoğun olursa olsun hep birbirlerine ayıracak zaman buluyorlardı bulmasına ama kırklı yaşların ortalarına geldiklerinde, daha az çalışmaya karar verdiler. Adam, hastaneden ayrıldı ve muayenehanesinde hasta kabul etmeye başladı. Kadın da mimarlık bürosunu kapadı ve sadece özel projelerde görev aldı. Artık daha fazla beraber olabiliyorlardı. Bir gün sahilde dolaşırken, harap durumda bir ev gördü kadın, üzerinde “satılık” levhası asılı olan. “Ne dersin, bu evi alalım mı?” dedi adama. “Bu viraneyi yıktırır, harika bir ev yaparız. Projeyi kafamda çizdim bile. Kocaman terası olan, martıları kahvaltıya davet edeceğimiz bir deniz evi yapalım burayı...” “Sen istersin de ben hiç hayır diyebilirmiyim?” diye yanıt verdi adam. “Amerika’daki tıp kongresinden döner dönmez ararım emlakçıyı... Kaç para olursa olsun, burası bizimdir artık....”
Sadece bir hafta ayrı kalacaklarını bildikleri halde, ayrılmaları zor oldu adam Amerika’ya giderken. Her gün, her saat konuştular telefonla. Gözyaşları içinde kucaklaştılar havaalanında. Fakat birkaç gün sonra, kocasında bir tuhaflık olduğunu fark etti kadın. Eskisi kadar mutlu görünmüyor, konuşmaktan kaçınıyordu. Onu neşelendirmek için, sahildeki evi hatırlattı ve çizdiği projeyi verdi kadın ama hiç beklemediği bir cevap aldı: “Canım, o ev bizim bütçemizi aşıyor. Sen en iyisi o evi unut...”
Mutsuzluk, mutluluğun tadına alışmış insanlara daha da acı, daha da çekilmez gelir. Kadın, hiç sevmedi bu beklenmedik misafiri. Derdini söylemesi için yalvardı adama, “Senin için ölürüm, biliyorsun, ne olur anlat” diye dil döktü boş yere... Yıllardır sevdiği adam, duyarsız ve sevgisiz biriyle yer değiştirmişti sanki. Ona ulaşmaya çalıştıkça, beton duvarlara çarpıyordu kadın, her çarpmada daha fazla kanıyordu yüreği...
Bir gün, çocukluğunun, gençliğinin ve bütün hayatının birlikte geçtiği arkadaşına dert yanarken, “Artık dayanamıyorum, sana söylemek zorundayım” diye sözünü kesti arkadaşı. “O, seni aldatıyor. İş yerimin tam karşısındaki restoranda genç bir kadınla yemek yiyiyor her öğlen. Sonra sarmaş dolaş biniyorlar arabaya....”
“Sus, sus çabuk, duymak istemiyorum bu yalanları” diye bağırdı kadın. Onca yıllık arkadaşını, kendisini kıskanmakla suçladı.... Ertesi gün, öğle vakti o restoranın hemen karşısında bir köşeye sindi sessizce ve peri masallarının sadece masal olduğunu anladı... Kocasının eskiden aynı hastanede çalıştığı genç çocuk doktorunu tanıdı hemen. Bazen evlerinde ağırladıkları kadına nasıl sarıldığını gördü adamın...
Akşam kocası eve gelir gelmez, bazen bağırıp, bazen ağlayarak, bazen ona sımsıkı sarılıp bazen de yumruklayarak haykırdı suratına her şeyi. İnkar etmedi adam. Zamanla duyguların değişebildiği, insanların orta yaşa geldiklerinde farklılık aradığı gibi bir şeyler geveledi ağzında ve bavulunu alıp gitti evden. Kapıdan çıkarken, “son bir kez kucaklamak isterim seni” diyecek oldu ama kadın, “defol” dedi nefretle...
İlk celsede boşandılar... Modern bir aşk hikayesinin böyle son bulmasına kimse inanamadı. Arkadaşlarının desteğiyle ayakta kalmaya çalıştı kadın. Adamın, sevgilisiyle birlikte Amerika’ya yerleştiğini öğrendi. Bazen yalnız kaldığında, onu hala sevdiğini hissedince, ağlama nöbetleri geçiriyor, aşkın yerini, en az onun kadar yoğun bir duygu olan nefretin alması için dua ediyordu.
Aradan bir yıl geçti... Her şeyin ilacı olduğu söylenen zaman bile, kadının derdine çare olamamıştı. Bir sabah, ısrarla çalan zilin sesiyle uyandı. Kapıyı açtığında, karşısında o kadını gördü. “Sen, buraya ne yüzle geliyorsun” diye bağırmak istedi ama sesi çıkmadı. “Lütfen, içeri girmeme izin ver, mutlaka konuşmamız gerekiyor.” dedi genç kadın. Kanepeye ilişti ve zor duyulan bir sesle konuşmaya başladı: “Hiçbir şey göründüğü gibi değil aslında. Çok üzgünüm ama o bir saat önce öldü. Geçen yıl Amerika’daki kongre sırasında öğrendi hastalığını ve yaklaşık bir senelik ömrü kaldğını. Buna dayanamayacağını, hep söylediğin gibi onunla birlikte ölmek isteyeceğini biliyordu. Seni kendinden uzaklaştırmak için, benden sevgilisi rolünü oynamamı istedi. Ailesine de haber vermedi. Birlikte Amerika’ya yerleştiğimiz yalanını yaydı. Oysa ilk karşılaştığınız otobüs durağının karşısında bir ev tutmuştu. Tedavi görüyor ve kurtulacağına inanıyordu ama olmadı. Gece fenalaşmış, bakıcısı beni aradı, son anda yetiştim. Sana bu kutuyu vermemi istedi...” Gözlerinden akan yaşları durduramayacağını biliyordu kadın. Hemen oracıkta ölmek istiyordu. Eline tutuşturulan kutuyu açmayı neden sonra akıl edebildi. İtinayla katlanmış bir sürü kağıt duruyordu kutuda. İlk kağıtta, “Lütfen bütün notları sırayla oku bir tanem” diyordu... Sırayla okudu; “Seni çok sevdim”, “Seni sevmekten hiç vazgeçmedim”, “Senin için ölürüm derdin hep, doğru söylediğini bilirdim.” “Fakat benim için ölmeni istemedim” “Şimdi bana söz vermeni istiyorum.” “Benim için yaşayacaksın, anlaştık mı?” son kağıdı eline alırken, kutuda bir anahtar olduğunu gördü kadın... Ve son kağıtta şunlar yazılıydı:
“Sahildeki evimizi senin çizdiğin projeye göre yaptırdım. Kocaman terasta martılarla kahvaltı ederken, ben hep seni izliyor olacağım....”

Yorum yaz!

12/7/2005 - <i>Başlıksız Yorum</i>

Yazan:
:.......(( insanın gözyaşlarına hakim olmadığıı gerçek kesit hikayelerden birrii.. Mujuxx ablandan sana :)

Düzenleyen Banshee gün: 13/7/2005 saat: 12:35
Bağlantı

21/7/2005 - yorum

Yazan: önemsiz
Gerçek sevginin sıcaklığını duyumsatan bir hikaye. Teşekkürler
Bağlantı

16/4/2006 - Başlıksız Yorum

Yazan: ........
Ya bu yaziyi defalarca okudum ve her okuyusumda gözyaslarimi tutamadim kac kere okuduysam okadar agladim ve super birsey ne sevgiymis beee!!!!ama gercekten super yani!ne admmis bee:=)
Bağlantı

15/8/2006 - yorum

Yazan: isimsiz
şimdi okudum ve yorum mu????
sicim gibi akan gözyaşları....
Bağlantı

28/10/2006 - yazı çok güzel

Yazan: nazlım
bu yazı gerçekten çok güzel insanların bazı şeylerden ders almasınıda sağlıyor... teşekkür ederim...
Bağlantı

5/11/2006 - harika

Yazan: isimsiz
süper bi yazı okudum ve ağlıyorum çok mütiş bir insanın aşk için neler yapabileceğini gösteriyor yani sevdiği bir insanı üzmemek için yapabileceklerini
Bağlantı

19/6/2007 - güzel bir şey

Yazan: isimsiz
güzel
Bağlantı

1/7/2007 - gzl

Yazan: isimsiz
siteniz çok güzel benimkinide ziyaret ederseniz sevinirim sitem http://nazoozan.blogcu.com (komedi,dans,eülence,müzik,dizi,msn,sohbet)
Bağlantı

16/7/2007 - C4N

Yazan: C4N
Offf Offf Ne bu böLe Yaaa : (

Kadının Durumu BenDen BeTer : (
Bağlantı

19/7/2007 - yazı

Yazan: isimsiz
çok güzel bayıldım
Bağlantı

19/7/2007 - barbie

Yazan: tuğçe
bayılıyorum barbie ye...........
Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

BaRBie'NiN GüNCeSi

YüReĞiM eMiR aLDı Kalemim yüreğimden emir aldı.Hayata , sevgiye dair yazılar yazılacak bu satırlara, çok uzaklarda belki de hiç göremiyeceğim; fakat yürek gözüyle her an gördüğüm insana ulaştırılacak bu satırlar.Tüm anlaşılmazlara tüm olumsuzluklara inat sevginin gücü ispat edilecek ve sonsuzluğa imza atan sevgileri kalacak.Zamana mekana meydan okurcasına açılacak sonsuzluğun kapılar ve hayallerindeki sıcaklığa huzura kavuşacaklar, bir olacaklar .Ayrı bedenlerde bir can olacaklar .Uzakları yaran bakışlarla birleşilecek bakışlar ısıtacaklar geçmiş gelecek ve şu andaki zamanı.Ayrılığın hiç söz edilmediği ve edilmeyeceği yarınlarda buluşacaklar .Ve bir daha asla yabancı yüreklerde ne can nede canan olacaklar.

Günlük falınızı Okuyun

Astroloji.org 'un desteğiyle

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta

oNLiNe ZiYaReTÇiLeRiM


BaRBie'NiN BLoG KaRDeŞLeRi

Banshee
PRiNHa
eReNBeBeK
joezombi
CarDinAL
yasamdoga
penelope
MyTeaRS
TeDDy

Yasal Uyarı :

Bu Sitede Bulunan Her Türlü Yazılara veya Dosyalara Yapacağınız Yorumlar Düzeyli ve Terbiye Sınırlarını Aşmıyacak. Aksi Taktirde Yasal Yükümlülükler Yerine Getirilecektir.

Eger bu kurallara karsi gelirseniz 1995 yilinda Bill Clinton tarafindan imzalanan 431.322.12 kodlu Internet Mahremiyeti anlasmasini ihlal etmissiniz demektir. Ve buradan elde ettiginiz dosyalari saklayarak, benim Internet Saglayici Servisimi ve/veya servislerimi veya sirketlerini tehdit EDEMEZSINIZ, ve bu siteye üye olan, bu siteyi kullanan ve bu siteye giren herhangi birisini ya da aile bireyleri aleyhine DAVA AÇAMAZSINIZ. Bu siteye girmekle ve bu siteye girmeye devam etmekle açikça yukarida belirtilen tüm kosullari kabul etmis sayilirsiniz ve bütün uluslar arasi Internet kurallari ve Türkiye Cumhuriyeti yasalarina göre bu site içerigi hakkinda, site , site kurucusu ve üyeleri aleyhine bir faaliyette bulunamaz, aleyhine dava açamaz, delil toplayamaz, sahitlik yapamaz, bu site aleyhine olabilecek hiçbir faaliyette bulunamazsiniz.